• Yeni gelenler öncelikle Alfaloji Blog'da bulunan yazıları okusun.

Takmama Sanatı

Kuşçubaşı

Forum Yazarı
Üye
Katılım
9 Nisan 2018
Mesajlar
116
Beğeniler
361
Şehir
Antalya
#1
Siz bir şeyleri çok takar mısınız ? Ben takardım. Bir şeyleri o kadar çok takardım ki, hayat da bana taktı.
Sonra baktım ulan biz bu hayatla anlaşamıyoruz, o beni sevmiyor ben onu, bir çare aramaya başladım. Çoğunuzun ç*künüzün işemekten başka işlevsellikleri de olan bir organ olduğunu keşfettiği 2000'li yılların başıydı. Tabi gençtik o zamanlar, ergenlikten de yeni çıkmıştım. O ergenliğin yerini alan olgunluk duygusuyla artık insanların fikirlerine ve olaylara daha fazla önem vermeye başlıyorsunuz. İşte buna yetişkin olmak deniyor.

Gondiklesinler sizin yetişkinliğinizi.

Hayatımın çoğu bu saçmalıkları dinlemekle geçmişti. Hele bir de etrafınızda böyle new-age'ci tipler varsa, size empati ve karşı tarafın fikirlerine önem vermek gibi pek hayli mühim(!) konularda baskı uyguluyorlarsa hayatınız bu saçmalıklara bağlı olarak devam ediyor.

+Muzaffer abi n'ber ?"
-İyidir vallahi, evrene isteklerimi yolladıydım, kabul edilmiş.
+Aa ne güzel işte abi, peki neden bu kadar üzgünsün ?
-Kapıda ödeme seçeneğini işaretlemiş 0*rspu çocuğu!!


Trajikomiktir, hayatım böyle omurgasız tiplerle dolup taşmıştı. Baktım böyle olmuyor, buldum bir sandalye, aldım kafamı iki elimin arasına; böyle düşünen adam heykeli gibi oturmuş düşünüyorum. Yok yok bu sefer elalemi değil, kendimi düşünüyordum. 1-2 saat böyle düşündüm, ve bir karara vardım;

ARTIK YALNIZCA AMAÇLARIMA ODAKLANACAĞIM!

İşte benim için olay bu kadar basitti ve bu kadar zordu. Basitti çünkü olayın mantığı gayet kolaydı; amaçlarına odaklan.

Zordu çünkü; hayatım bu saçmalıkları dinlemekle geçmişti.

Tabi başta bayağı bir zor geldi. Hayatım boyunca en fazla ihtiyaç duyduğum ama eksikliğini de hiç fark etmediğim bir şey bulmuştum bu süreçte; amaçlarım

Bir amacım yoktu. Bunu fark ettiğim an en eski manastırlarda bile yazan "kendini bil" desturunu uygulayarak kendimi keşfetmeye başladım. Birçok alana girdim ve birçok şey denedim. Bunlardan beni en çok çeken ikisi vardı: psikoloji ve ekonomi.

Bu iki alana odaklanmaya başladım ve kendimi günden güne geliştirdim. Desturum daima "Günde %1 gelişsem, bir yıla %365 gelişirim." oldu. Ve zamanla fark ettim ki, insanlar bana daha da iyi davranıyorlardı artık. Benimle konuşurken daha kibar ve düşüncelerime daha da önem verdiklerini fark ediyordum. Oysa ki onların düşüncesine benim merak alanımda bile değildi. Ve tabi, kadınlar konusunda da günden güne gelişiyordum bu sayede. Üstelik bu konuda hiçbir şey yapmadan!

E ben bir halt yiyorum, güzel de bir halt bu. Ortada güçlü bir etki var ama ne olduğunu bilmiyorum. Hani arabayı sürüyorum ama arabanın nasıl çalıştığını bilmiyorum, durum böyle. O yüzden karar verdim bu işi bilimsel olarak araştıracağım. Başladım araştırmaya, araştırdıkça yeni bilgiler seriliyordu önüme. Girmediğim site, okumadığım kitap, araştırmadığım kaynak yoktu gibi bu konuya dair.

Elbette sizi bilimsel terimlere boğmayacağım, işin özünü verip geçeceğim: beyninizin bir "umursama" kapasitesi var.

Evet, olay bundan ibaret. Beyninizde bulunan ve kısıtlı olan bir bardak var. Siz bunun içine su da doldurabilirsiniz, isterseniz suyu döker vişne suyu koyarsınız, isterseniz yarısına kahve yarısına vişne suyu koyarsınız. Ama unutmayın ki; bardağın bir hacmi var.

Yani hepsini aynı anda koyamazsınız. İşte bu durum beynimizin neyi umursayıp neyi umursamayacağına karar veriyor. Mesela bugün(30 Nisan 2018) Ordu'da Karadeniz Turizm ve Yatırım Zirvesi için hazırlıklar başladı. Kaçınızın bundan haberi var ? Haberi olanların bile kaçı umursuyor ? Eğri oturalım ama doğru konuşalım: birçoğumuz umursamıyoruz.

Çünkü beynimizin umursama kapasitesini halihazırda dolduran başka şeyler var zaten. O yüzden diğerlerine yer kalmıyor. Hal böyleyken, biz ne yapacağız peki ?

Odağımızı amaçlarımıza çevireceğiz.

Geliyor bazen böyle tipler. "Kadınları umursamamalıyım" diyor, ama içten içe bu umursamazlığın kadınları etkilemesini istiyor. Yani adamın odağına gene kadınlar var. Böyle olmaz. Eğer bu mantıkla gidersen seni anca elin tatmin eder.

Sen kadınları umursamamaya çalışarak zaten onları umursuyorsun. Şimdi ben sana "mor bir fil düşünme!" dersem sen tam olarak mor bir fil düşüneceksin. Çünkü beyinlerimiz yapmayacağım etmeyeceğim mantığından anlamıyor. O yüzden bir şeyleri umursamamaya, düşünmemeye çalışmak sana pahalıya patlar. Benden demesi.

Eğer bir şeyleri umursamamak istiyorsan, o halde başka şeyleri umursa.

Bizim oralarda yakınını kaybedenlere "Allah sana bu acıyı asla unutturmasın!" denir. Ne kadar canice değil mi ? Öyle taziye dileği mi olur lan hayvan ? Ama işte mesele öyle değil. Bunu söylemekteki amaç, "İnsan yaşadığı acıdan daha kötü bir acı yaşarsa, önceki yaşadığını unutur. Sen bundan daha kötü bir acı yaşama ki bunu unutmayasın."

Ne kadar kibar ve ince düşünülmüş bir söz değil mi ? İşte beynimiz tam olarak bu mantığa göre hareket eder.

Siz tek bir odada iş görüyorsanız, beyniniz tasarrufu sever ve diğer odadaki ışıkları kapar. Eğer amaçlarınıza odaklanırsanız, üstelik bu amaçlarınızda başarılı olursanız hem umursamadığınız şeyler size kendiliğinden gelecekler, hem de siz başarıyı ve özgüveni tatmış olacaksınız. Bana sorarsanız başarının formülü tam olarak budur.

Bir ara, kime ait olduğunu bilmediğim güzel bir söze rastgelmiştim:

"Hayat, 'sen bakarken soyunamıyorum' diyen masum bir kız gibidir."

Cidden öyle, kıro olmayın. Bırakın arkanızı soyunsun, sonra gelir zaten yanınıza.

Yoksa çavuşu tokatlamaya devam.

Hadi görüşürüz canlar!
 
Katılım
29 Nisan 2018
Mesajlar
73
Beğeniler
70
Yaş
20
Şehir
Ankara
#6
Bu umursamamk meselesi çok ince bir çizgi. Dengeyi tutturduğunda çok sağlam oluyorsun. Tank gibi. Bokunu çıkarıp hebele hübele yapan gevşekler de bişeyi umursamaz mesela. İşte çizgi burada çiziliyor. Saygınlık ve o sağlamlık kaybedilmemeli.
 
Üst