• ADBlock (Reklam Engelleyici) aktif olduğunda sitedeki videoları görüntüleyemezsiniz. Videoları izleyebilmek için reklamengelleyicilerinizi devre dışı bırakmalısınız.

Dile Giriş 101

Kuşçubaşı

Blog Yazarı
Yönetici
Süper Moderatör
Katılım
9 Nisan 2018
Mesajlar
277
Şehir
Antalya
Birçok mecradan birçok soru alıyorum ve hepsinin de ortak noktası: "Nasıl bu kadar çok dil biliyorsun ve bu dilleri nasıl öğrendin ?"

Öncelikle, eğer bu konuyu okuduktan sonra Çinli gibi Çince, İngiliz gibi İngilizce, Rus gibi Rusça konuşacağınızı falan sanıyorsanız, size hiç kimsenin bilmediği o sihirli dil formülünü vereceğimi sanıyorsanız bu konuyu kapayıp forumdaki diğer konulara göz gezdirebilirsiniz.

Zira ben o sihirli formülü vermeyeceğim, çünkü o formül bende yok. Ha, eğer olsaydı da kusura bakmayın ama bunu size vermezdim zaten.

Boşuna dememişler "Başarının 3 sırrı vardır" diye:

1-Çok Çalışmak

2-Her Bildiğini Paylaşmamak

3-.....


Yani anlayacağınız, ben burada size dilin formülünü falan vermeyeceğim.

Daima söylerim "kardeşim ben ilkel kafa adamım" diye, şimdilerde çıkmış işte "dil öğrenmenin 20 kuralı" diye. Ulan andaval ben zaten o 20 kuralı aklımda tutabilecek hafızada olsam senin o ikinci kalite Onedio paylaşımını okur muyum ? Yani, boş işler bunlar beyler. Tabi bence boş işler, siz o mükemmel dil uzmanı insanın(!) o mükemmel 20 kuralını ezberlemek niyetinde iseniz size başarılar dilerim...

Benim formülüm daima basittir: bir dile emek vereceksin kardeşim, o dile yoğunlaşacaksın.

Mesela, hatırlarım da ortaokulda falan İngilizce dersi görürdük, hoca derse girer "Gutt morning stüdıntss, Cafer oğlum sil şu tahtayı" derdi.

Şimdi böyle bir ortamda beyin İngilizceye mi odaklansın Türkçeye mi ? Ne yapsın ulan bu beyin ? Çok koşunca "aman kalbim yoruldu" demesini biliyorsun da bu beyni neden hiç adam yerine koymuyorsun ? Bu beyin hiç yorulmuyor mu, bu beyin hiç afallamıyor mu ? E adam yerine koymadığın için de ilkokuldan beri başladığın bir dersi lise sona kadar alan öğrencilerin gram İngilizce bilmiyorlar.

MEB sana lan bu lafım, duy beni!

Beyin dediğimiz organın nöroplastisite adlı bir özelliği vardır. Özet vermek gerekirse, bu özellik beynimizi tüm organlarımız içerisinde "değişebilir" özellikte kılan yegane gücüdür. Mesela, bir kalp nasılsa öyle kalır, bir karaciğer ya da dalak nasılsa öyle kalır, bu beyin haricindeki tüm organlarımız için geçerlidir, onları istediğimiz yöne eviremeyiz. Fakat bu durum beyin için geçerli değildir, beyin hayatta kalabilmek için esnek olmalı ve yeniliklere ayak uydurmalıdır, bu yüzden de insan beynini istediği yöne doğru değiştirebilme gücüne sahiptir.

Ama tabi ki, her alanda olduğu gibi beynimizi değiştirmek de öyle kolay değil, hele ki mevzu dil olduğunda bu hiç de öyle sihirli formüllerle falan geçiştirilemez! Çünkü beynimiz her ne kadar harikulade bir organ olsa da, yeni şeyleri öğrenme ve onları benimseme sürecine ihtiyaç duyar. Ve eğer siz bu süreçte beyninizi zorlamazsanız, ona gelişme imkanı tanımamış olursunuz.

Yukarıdaki örnekten devam edelim, beyin okulda yeni bir dil öğrenmeye çalışıyor: İngilizce.

Öğretmen sınıfa giriyor ve İngilizce bir şekilde "günaydın" diyor. Bu sırada beyin o kelimenin ne olduğunu araştırıyor, buluyor ve beyinde İngilizceye dair olan tüm nöronlar ateşleniyor. Nöronların ateşlenmesi demek o alana dair bilgilerin hafızamıza gelmesi ve bunları kullanabilmemiz demektir. Ve bu bilgileri ne kadar çok kullanırsak bu bilgilerin ateşlenme hızı o kadar çabuk ve o kadar fazla olacaktır.

Fakat o da ne ? Kendine İngilizce öğretmeni diyen fakat bir halt bilmeyen vatandaş bir anda Türkçeye geçiyor! Bu sefer beyin ne yapıyor ? İngilizceye dair ateşlemiş olduğu tüm nöronları durduruyor ve tekrardan Türkçeye geçiyor. Oysa ki, beynin bir alanda kalıcı değişimler oluşturabilmesi için o alana belli bir süre odaklanması gerekir. Eğer beyne bir konunun kaçınılmaz olduğunu gösterirseniz o konuyu sevse de sevmese de öğrenecektir çünkü hayatta kalabilmek için ortama ayak uydurmak zorundadır.

Aslında bu yüzden yurtdışına giden insanlar gittikleri ülkenin dilini kolayca öğrenirler çünkü o ülkede yaşamak için dili öğrenmek zorundalar! Yani öyle yurtdışının sihirli bir gücü falan yok, ama tabi "yurtdışına gitmeden öğrenemezsiniz" mantığı falan da yok. Zaten bu mantığa çok ayar oluyorum. Geçenlerde çıkmış kokona bir ablamız, dil öğrenmenin sırrının yurtdışına gitmek olduğundan bahsediyor. Eh tabi, insanın parası olacak ki anca öyle dil öğrenebilir(!)

Mesela bu ablamız, babasının cebinden beslenemeseydi Türkçe'nin gramer kurallarını bile öğrenemeyecekti ne yazık ki. Vah vah vah...

Fatih Sultan Mehmet'in 19 yaşında iken 6 tane dil bildiği malumdur. Ah tabi ama canım, ablamız gene haklı çıkıyor çünkü Fatih de yurtdışına çok çıkan bir insandı, ama "fethetmek" için. Acaba bu da yurtdışı gezisi sayılıyor mu ? Sormak lazım kokona ablamıza.

Ben nice adamlar tanıyorum da ABD'ye İngiltere'ye gidip zerre İngilizce öğrenemeden geri geliyorlar. Adam o ülkenin insanıyla iletişim kurmuyor ki her şeyden önce, sanıyor ki oraya gidince bir anda Sir William Shakespeare gibi İngilizce konuşacak p*zevenk.

Eğer sen beynini zorlamazsan o da sana istedğini vermez. Sonra da öküz gider öküz gelirsin yurtdışından.

Burada olayın esas mantığını anlamak zorundasınız. Esas mantık bu işin hiçbir kolay yoldan halledilemeyeceğidir. Ha ama bakın hafıza tekniklerini falan kastetmiyorum bunu diyerek. Onlar birer stratejidir ve bu yolda size yardımcı olur, ben ise yolun kendisinden bahsediyorum.

Mesela ben bir dil öğreneceğim zaman o dil ile çeviririm tüm yaşamımı.
Gündelik hayatta hangi kelimelere ihtiyaç duyuyorsam onların öğrenmek istediğim dildeki karşılıklarını bulur ve onları kullanırım. Bu kelimeleri günlük hayatımda birden fazla kez kullandığım için de her kullanışımda beynimdeki nöronları ateşler ve o kelimeleri daha da kuvvetlendiririm. Dil dediğin de zaten böyle öğrenilmiyor mu ? Mesela bir bebek gidip de Abdülhak Hamit Tarhan'ın şiirlerini mi ezberliyor ? Ya da gidip de ayda yılda bir karşılaştığı kelimeleri mi ezberliyor ? Hayır. Siz de bir bebek gibi yapın: pratik ve ihtiyacınız olan kelimeleri öğrenin.

Fakat, bu konuda kendinize bir destur inşa edin: asla ama asla sadece Türkçe kullanmayacaksınız! Yani, örneğin bir arkadaşınızla konuşuyorsunuz; o sırada beyninizi öğrenmekte olduğunuz dilde de tercümanlığa alıştıracaksınız. Mesela arkadaşım bana "Selam Kuşçubaşı, naber ?" diyor, bu sırada beynim hemen onu çeviriyor Rusça'ya "Privyet Kuşçubaşı, kak dela ?" diye. Madem Türkçe'den kaçamıyorsunuz, o halde ikisini bir arada yürüteceksiniz. Asla ama asla öğrenmekte olduğunuz dilden vazgeçmeyeceksiniz. Günlük hayatta karşılaştığınız her bir kelimeyi tercüme edecek ve öğreneceksiniz.

Artık nasıl öğreneceğiniz size kalmış, ister hafıza teknikleriyle öğrenin ister klasik ezber yöntemleriyle; ama nihayetinde o kelimeleri öğrenin!

O dil ile çevrelemelisiniz hayatınızı,
aksi taktirde beynimiz tembel bir organ olduğu için hemen bildiği dile yani Türkçe'ye geçecektir. Oysa zorlandığı taktirde gelişecektir, tıpkı kaslarımızda olduğu gibi.

Mesela anlamamanıza rağmen o dilde yayınlar izleyin.
Bunu boş yere yapmış olmayacaksınız, zira beyniniz bu sırada o dilin dil yapısını, konuşma şeklini, vurgularını ve daha birçok temel yapıtaşını öğreniyor olacak. Örneğin, ben genelde haber kanallarını açar ve oradaki muhabiri anlamasam dahi dediklerini taklit ederim, böylece beynimi o dile alıştırmış olurum. Yarın bir gün muhabirin konuşurken söylemiş olduğu o kelimeleri kolayca öğrenebiliyor olacağım zira beynim daha önceden o kelimeleri duydu, taklit etti. Bu yüzden bana yabancı gelmeyecektir.

Konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum, çünkü başta da dediğim gibi ben size stratejiler değil de bizzat yolun nasıl olması gerektiğini söylüyorum. Her alanda olduğu gibi dil konusunda da emek vermek mecburiyetindesiniz, dil öğrenmenin sırrını aramakla kaybedeceğiniz vakti o dilde öğreneceğiniz birkaç kelime ile harcamanız çok daha faydalı olacaktır.

Dil pratiktir, ne kadar çok uğraşırsanız, o dili ne kadar fazla yerde ne kadar çok tekrar ederseniz beyninize bir o kadar fazla işleyecektir.

Ve, dil deyip de geçmeyin; bir dil demek bir toplum, bir kültür, bir tarihin önünüze serilmesi demektir. Mesela bugün Çince'yi bilmeniz demek 1 milyar 300 milyon insanla iletişim kurabilme yeteneğine sahipsiniz demektir, yani önünüzde 1 milyar 300 milyon fırsat var demektir. Her insan ayrı bir kapı açar önünüze, ve o açılan her kapı da sizi hayatın çok farklı noktalarına sürükler. Oysa ki yalnızca Türkçe ile sınırlı kalmak demek sizin aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti toprak sınırları ile sınırlı kaldığınızın da bir göstergesidir. Hep aynı toplumla, hep aynı kültürle, hiç farklı bir şey görmeden ve deneyimlemeden bu hayattan göçüp gideceksiniz demektir aynı dile takılıp kalmak.

Unutmayın, bir dil bir insan demektir.
 
Son düzenleme:

Mert1532

Üye
Katılım
9 Temmuz 2018
Mesajlar
27
Yaş
19
Şehir
Burdur
Dil öğrenme konusunda insanların daha yolun başındayken pes etmesine sebep olan belli başlı hatalar var; Bunlardan birincisini zaten paragrafta bahsetmişsin: ana dil gibi konuşmak isteme saçmalığından dolayı denemekten ve yanlış yapmaktan korkma. Bu lüzumsuz endişe sizi ciddi anlamda kısıtlar. Hata yaparak, hatalardan ders çıkararak öğrenmeniz gerektiği için öğrenme sürecini hantallaştırır. Dil öğrenmeye karar vermiş arkadaşlar bu hatasız konuşabilme takıntısından kurtulmalı. Kimse sizi konuştuğunuzda oranın yerlisi sanmayacak.

İkincisini de ben ekleyeyim; Grammer üzerine gereğinden fazla yoğunlaşma listening(dinleme) ve speaking(konuşma) antrenmanları yapmadan o dili öğrendiğini varsayma bu kişiler genelde o dilde konuşmalarını gerektiren bir durum olduğunda kekeleme moduna geçiyor. Dil öğrenmek süreçtir, okuldaki derslerle bir tutulmaması gerekir. Bu yüzden mümkün olduğunca genel hatlarıyla öğrenmek gerekir.

Öğrenme sürecinde arkadaşlara tavsiyem listening, speaking, reading, grammar bu gibi alanların hepsine birden yoğunlaşmaları. Tek bir alana yoğunlaşmak sizi ciddi şekilde kısıtlıyor
 
Üst